Pencere

Herşeyden kayıtsız öylesine yürüdüğüm günlerde yolda gördüğüm ağaçlara,hayvanlara ya da insanlara bakarken en çokta evlerin pencerelerine bakarken, onları görürüm. Bakmakla görmek arasındaki çizgi oldukça belirgindir bilirsiniz.
Açık pencereler ve uçuşan hafif tül perdeler cesur, davetkar ve samimidirler.

renklerle boyanmış pencereler yeniliklere açıkken kahverengi gibi ağır renklerdekiler ya yorgun ya da hayata karşı olan tavırlarını açık vermekten hoşlanmayan ağırbaşlı görünmeyi tercih edenlerin seçimleridir. Hele siyah korkuluklar tam bir ihtiyat ve güvenlik duygusuyla doludur bana göre. Birde sımsıkı ağır perdelerle kapanmış sınırlarını korumayı fazlasıyla önem veren, konuşmayı çok sevmeyen insanlara benzeyen pencereler. Pvc beyaz pencerede gördüğüm temiz ve modernlik garantili özentisiz seçim hissini bir türlü yenemiyorum. Bazı kültürel yapılara ait pencerelerde ise yansıttığı ruh halinden çok estetik duruşuna kayar düşüncelerim. Düşüncenin getirdiği duygu ile duygudan kaynaklı düşünce arasındaki farka şaşırıp kalmışımdır her zaman.
Bir pencerede gördüğüm daha pek çok şey mimari bir detay değil de o evin gözü, o gözün bakış açısı, bakışındaki yansıması gibi kimlik özellikleri kazanabiliyor. Hissetme ve düşünme yetisi olan ve her biri bambaşka özel bir birey olan kişilere bile dümdüz, insan deyip geçilen zamanların yaşayanı olarak seviyorum hayata böyle bakmayı.
Hayattan bize açılmış birer yol pencereler içten dışa, dıştan içe. Tam şu anda ve nerede olursak olalım gördüğümüz ne olursa olsun gördüğümüz o yerde hayat var.
Burada hayat var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.