Beklemek

Bugün beklemekle ilgili yazmak istedim. Hemen hemen hepimiz hayatımızın çok fazla sabır törpüsü olmuş bu konuyla ilgili sizin aklınıza ilk gelen ne acaba 😃

Çaya gelecek komşu, eli ağır bakkal, birlikte yemeğe çıkılacak sevgili, maaş günü 🤪, sağlam hazırlanılmış sınavdan sonra iyi not, iş görüşmesinden sonra telefonunun çalması bazen ,kargodan gelecek paket, sert geçen kıştan sonra bahar, haksızlığa uğradığında bir özür, saçlarının uzamasını beklemek. Ağızlar sulanarak yılın ilk can eriği, ramazanda iftar, çekilen kredinin son taksidinin bitmesi,pazar günü koltuğa gömülmüşken yapım çalışmasında çalışan makinenin susması 😡 hararetle beklenir.

Kediler ciğeri bekler mesela, suskun  insanlar da anlaşılmayı beklerler. Şarkılar dinleyici, evler yuva olmayı, dünya kaynaklarının iyi kullanılmasını.

Çocuklar büyümeyi,dostlar hatırlanmayı bekler. İşler sarpa sardıkça mucizeler beklenir.

Beklemek, yaşamlarımızda sabır ve umut duraklarımız.

Pencere

Herşeyden kayıtsız öylesine yürüdüğüm günlerde yolda gördüğüm ağaçlara,hayvanlara ya da insanlara bakarken en çokta evlerin pencerelerine bakarken, onları görürüm. Bakmakla görmek arasındaki çizgi oldukça belirgindir bilirsiniz.
Açık pencereler ve uçuşan hafif tül perdeler cesur, davetkar ve samimidirler.

renklerle boyanmış pencereler yeniliklere açıkken kahverengi gibi ağır renklerdekiler ya yorgun ya da hayata karşı olan tavırlarını açık vermekten hoşlanmayan ağırbaşlı görünmeyi tercih edenlerin seçimleridir. Hele siyah korkuluklar tam bir ihtiyat ve güvenlik duygusuyla doludur bana göre. Birde sımsıkı ağır perdelerle kapanmış sınırlarını korumayı fazlasıyla önem veren, konuşmayı çok sevmeyen insanlara benzeyen pencereler. Pvc beyaz pencerede gördüğüm temiz ve modernlik garantili özentisiz seçim hissini bir türlü yenemiyorum. Bazı kültürel yapılara ait pencerelerde ise yansıttığı ruh halinden çok estetik duruşuna kayar düşüncelerim. Düşüncenin getirdiği duygu ile duygudan kaynaklı düşünce arasındaki farka şaşırıp kalmışımdır her zaman.
Bir pencerede gördüğüm daha pek çok şey mimari bir detay değil de o evin gözü, o gözün bakış açısı, bakışındaki yansıması gibi kimlik özellikleri kazanabiliyor. Hissetme ve düşünme yetisi olan ve her biri bambaşka özel bir birey olan kişilere bile dümdüz, insan deyip geçilen zamanların yaşayanı olarak seviyorum hayata böyle bakmayı.
Hayattan bize açılmış birer yol pencereler içten dışa, dıştan içe. Tam şu anda ve nerede olursak olalım gördüğümüz ne olursa olsun gördüğümüz o yerde hayat var.
Burada hayat var.

Mevzular

Selam verip hemen ardından daldığımız mevzulardan bahsedecek olsak ne kadar çok konu gelir aklımıza.
Günlük telaşlar, dedikodular, geç gelen dolmuşlar, sorumsuz arkadaşlar, ilgisiz aşıklar, kek börek tarifleri, siyaset, sağlık sorunları, kişiler, kişiliksizler, tarihten olaylar, hava durumu, dekorasyonda son trendler, spor, uzaydaki keşifler… Bu liste çok uzar.
İnsanla ilgisi olan herşey zaten insandan çıkıp insana dönmekte ama evrendeki küçücük bir değişim bile takipçisi insandan, yine insana dönmekte.
Ancak insanoğlu coğrafik ve sosyolojik bakımdan benzer ve zıt durumlarda bile birbirine daima yakın ve farklılıklarıyla şaşırtacak kadar uzak kalır garip bir şekilde.
Milyarlarca insan günün herhangi bir zamanında üç aşağı beş yukarı mevzularımız aynı, duygu ve düşüncelerimiz bu kadar yakınken aynı zaman diliminde aynı frekanslarda rastlaşamamak hayatlarımızda dikkatimizi çekmek isteyen bir sinyaldir belkide.
Mevzuların insanın etrafında dönüp durduğu dünyaya nereden ve nasıl baktığımızdan çok yaşadığımız dünyanın değerini bildiğimiz sürece mevzular basit bizler değerliyiz.


Işık

Hikâyesi hüzün çiçekleri örtülü olan herşeyi hep çok sevdim. Hüznün çiçeği olurmu demeyin, olur. Kokusana siner biraz mahçup ürkekliği ve derinlerde kayboluşları. Saklayamaz daima gözlerinden akmaya hazır birkaç damla gözyaşını. Neden peki onca savaşçı kahraman varken hayattan erkenden kopan giden bu insanlara yakınlık hissim, nereden geliyor?  Prenses Diana, Sabahattin Ali, Didem Madak bende iz bırakan birkaç tanesi ve ne zayıflar ne de güçsüz, aksine parlak birer yıldız olmalarına rağmen parıltılarının etkisinden  beslenmek yerine ışığın kaynağı olan kendi özlerinde daha fazlasını buldukları insana dair tüm duyguları sınırsızca yaşayabilme özgürlüğünde kaybolmuşluklarıydı belkide.

Ne kadar güçlü ne kadar uzun yaşadığından, ne kadar başarılı veya ne kadar güzel ya da yakışıklı olduğundan kime ne.

Işığınız önce kendinizi aydınlatsın.

Burası dünya, burada hayat var.

Nefes

Hayatın ritmiyle yarışmayı bırakıp derin bir nefes almayı başarabildiğimde, yaşamı o anda yakalarım. Yapılacaklar listeleri tam bitmek üzereyken hiç durmadan çalışan beynim güya yapılması gereken yeni bir şeyleri  eklemeyi çok kolay bir şekilde başarır başarmasına da o kısacık anda belki yorgunluktan doğan bir ihtiyaçtan belki farkına bile varmadan ciğerlerimi dolduran o nefes doğruca ruhumu uyandırır. İşte o aslında faal olmadan yaşamaya devam ettiğim dünyaya renk, estetik, anlam kazandırırken, olanın da olmayanın da önemini yitirdiğini görürüm.

Bir bardak çayın ya da kahvenin kokusu, ya da belkide bir yerlerde pişmekte olan çorbanın hatta sadece çimen kokusu, yağmur yağarken çıkan toprak kokusu,bir köpek havlaması, birkaç çocuğun neşeli konuşması, ılık bir rüzgarın tene değmesi,en kısık haliyle bile içli bir bir şarkının duyulması,kuş sesleri, gün batımında güneşin zayıf ama kızıl ışıklarını kusursuz bir görkemle yansıtması,yumuşacık bir hırkanın omuzları ısıtması.

Nefes alıp verirken yapılması gerekenleri yaptığım için yaşadığımı düşünürken, birazcık derin alınmış bir nefesin yaşamın aslında ne kadar güzel ve detaylarda kıymetli olduğunu hatırlatması hayatın mucizesi değilmidir?

 

 

Su

Su, vücudumuzun ve dünyamızın dörtte üçünü kapsayacak kadar büyük bir öneme sahip ihtiyaçlarımızdan biriyken değerini fazlasıyla gözardı ettiğimiz kıymetli yaşam kaynağımız.

Aşina olduğumuz değerleri kıymetsizleştirdiğimizi düşünürmüsünüz sizde? Belki  konuyla ilgili değil ama en ihtiyacımız olduğu zamanlarda hemen ortaya çıkıp bizimle olan, hayatımızı kolaylaştıran insanlarda değersizdir çoğunlukla. Faydasının bir nimet olduğunu söylemeyecek kadar naif oldukları içindir aslında.

Musluğu çevirdiğinizde akacağından daima emin olmamız yanılgısı, belki bir kısım kitlenin faturalara yansıyacağı rakamlarla ilgilenmesi dışında önem arz etmemesi gerçeğimiz olmuş durumda. Ne kadar da kolay tüketiyoruz değilmi?

Halbuki su biterse yaşam bitecek. Sürekli gelişen teknoloji, sanal paraya dönen ekonomi, homeofice çalışmalar, online alışveriş siteleri ve günbegün değişen akımlar…

Yaşam; elbette evrilecek ve gelişecek basit bulduğumuz zorunlu ihtiyaçlarımızın değerini bildiğimiz sürece.